8 Haziran 2008 Pazar



Jinxed: f, uğursuzluk, uğursuz şey veya kimse, i; uğursuzluk getirmek, uğursuzluk.

Kesinlikle batıl inançları olan bir insan değilim. Herhangi bir uğur, muska, cevşen ve benzerlerini yanımda taşımak gibi alışkanlığım yok. Hayatımı kendi kendime idare edebileceğime, ellerimin ulaşamadığı durumlar ya da sadece şansa bağlı olan olaylar dışında sadece ve sadece kendi kararlarım sonucu ömür boyu acı çekeceğime, üstelik de bayağı uzun yaşayacağıma inanırım.
Bu gereksiz bilgiler ışığında dinlemenizi istediğim yegane şey uğursuzluk kavramına nasıl ve ne biçimde inanma durumumun hasıl olduğudur. Fakat inandıklarımla ilgili birkaç şey daha anlatmama izin verirseniz kendimi de sizi de bu yazıya vakit harcamaktan daha erken kurtarabilirim.
Bence ( Böyle başlamak zorundayım zira kaynak gösterebileceğim tek yerin üstünde bu yazıyı yazmak zorundayım. ) uğursuzluk kavramı iki türlü oksijen tüketicisi yaratmaktadır. Birincisi küçük şanssızlıkların ,uğursuzlukların adamıdır. Hatta bütün maç iyi oynayıp kaybeden futbolcu psikolojisine sahip olurlar. Romantik komedilerde abuk sabuk küçük kaza zincirlerinin baş kahramanlarıdırlar. Filmlerden farklı olarak genel yaşayışlarında hakim olan şey yaşadıkları kazalardır ve en az yarısında ellerinden gelen hiçbir şey bulunmaz. Öbür yarısı da verdikleri kararların nerelerini acıttığına bağlı etki gösterir. Genel yaşayışları itibari ile küçük sorunlarla cebelleşen bu insanlar; yaşadıkları dünyaya, elde ettikleri statülere ya da yapabildiklerine şükrettikleri halde; bu tarz küçük şeylerin kulaklarda vızıldayan gereksiz bir sivrisinek misali kendilerini etkilemesinden hiç mi hiç hazzetmezler.
Büyük uğursuzlukların adamı vahimdir. Birden tepetaklak olurlar. Derli toplu yanları kalmaz. Sanki Allah koca kainatı bırakmıştır ve bu adamla uğraşıyordur. Hallerine şükür ederler mi bilemem fakat bu adamcağızın başına gelenleri başka biri duyduğu zaman bile kanı donar. Mutsuz olur. Ne yaparsa kendi çabasıyla gerçekleştirir ayrıca. (Gittim gördüm saygı duydum. Oradan biliyorum.) Daha fazla bu kısma girmiyorum çünkü aranızda takdir-i ilahi, olur öyle, koy götüne diyenler çıkacaktır.
Kendi durumuma gelince; gözlerimi açtım açalı üzerimde abuk sabuk birşey geziniyormuş gibi. Sanki münker ile nekirin yanında bir melek daha var. Tepemde söylediklerimi dinliyor ve her nasıl yapıyorsa herşeyi aleyhime çevirmeyi başarabiliyor. Çabalıyorum, uğraşıyorum ve artık marduk gelmediği sürece kendimce iyi bir sonuca ulaşabileceğimi düşündüğüm bir anda ne oluyorsa oluyor işte. Yine eller bomboş, yine masanın üstüne vurmuşum ve bardağı düşürmüşüm, yine refleks olarak ayağımla bardağın düşüşünü yumuşatmak isterken ayağımı masaya vurmuşum ve yine yere düşerken sandalyeye öbür ayağımı takmışım. Sonuç olarak yerde çırpına çırpına acı içinde söyleniyorum. Bardak da kırılmış ayrıca.
Yapabileceğim tek şey yaşamımın büyük kısmında benimle birlikte gelmiş, hatta yer yer arkadaşlarımı da etkilemiş (Benimle işe girilmeyeceğini söylememe rağmen.) durumu kabullenip sırtımda ölümsüzleştirmektir. Tepemdeki hınzır cüce bununla da yetinmezse beni bıktırmak için daha fantastik işlere girmek zorunda kalacak. Alışıyorum yavaş yavaş, tepkilerim agresif olmaktan uzaklaşıyor.
Artık daha sabırlıyım.

Hiç yorum yok: